Bizden selam olsun

16 Mart 2012 Cuma

TEK BİR ŞEYE İHTİYACIMIZ VAR...


Sevgili Dostlar
Türkiye çok iyi idare edilmiyor. Yöneticilerimiz vasat insanlardan oluşuyor.
Bir de kendimize bakıyorum. Bizler de aman aman üstün zekalı kişi değiliz.
Öyleyse hemen aklımıza geleni yazıvereyim. Böyle başa böyle tarak.
Ekonomiden sorumlu başbakan yardımcımız, serzenişte bulunuyor. Kredi kartlarına çok çok yükleniyormuşuz Harcamalarımız, gelirimizden çokmuş. Hatta ekonomide büyümenin nedeni bile bundan kaynaklanıyormuş.
Ben de çok merak ediyordum. Tüm devletler büyük bir çıkmaz içindeyken, bizim devletimiz niye büyüyor, diyordum.
Mesele anlaşıldı.
Büyüme yok. Borçlanma var.
Bir Atalar sözümüz var. Ekincinin karnını yarmıslar; kırk bu yılcık, kırk bıldırcık çıkmıs. Evet evet aynen bu söz de olduğu gibiyiz. Herkes kaf dağının ardından gelecek umutlara bel bağlamış.
Ülkemizde petrol yok. Kıymetli madenler de yok.
İnsanlarımız ise çalışmayı sevmiyor.
Ben Gemlik'liyim. İstanbul'dan Gemlik'e geldiğinizde sizi bir yazı karşılar.
TEK BİR ŞEYE İHTİYACIMIZ VAR. ÇALIŞKAN OLMAK. Gazi Mustafa Kemal Atatürk
Kurtuluş savaşını kazandığımız yıllar çok geride kaldı.
Tüm devletler ülkemize tekrar geldiler. Her bir ülke sanayii bizim topraklarımızda kuruldu.
Üstelik bu topraklarda daha önceleri binbir çeşit meyve ve sebze yetiştiriyorduk.
Şimdi o verimli topraklar gittiği gibi zararlı atıklarla dolu fabrikalr sardı yurdumuzu...
Kanla aldığımız, daha doğrusu kurtardığımız toprakları, üç kuruşa yabancı iş adamlarına satıverdik.
Tekrar söylüyorum. Büyüme yok.
Borçlanma var.
Bu borçları ödemek için çok çok çalışmalıyız.
O kadar ki alınterimiz sanki kan rengi akmalıdır.
Çalışmalıyız. Çalışmalıyız. Çalışmalıyız.

1 Mart 2012 Perşembe

EN GÜZEL GÜNLER SİZİN OLSUN.

İç açıcı bir yazı yazmayı çok istiyorum.
İnsanlar sevinmeli, hiç üzülmemelidir.
Çünki şu kısacık ömrümüzde hiçbirşey, bizim rahatımızdan önemli değildir. Rahat yaşayabilmek için ise, hep başkalarının iyiliğini düşünmek gerekiyor. Evet şimdi bizim evimizde sıcak bir yemek olabilir. Ya komşumuzda, ya diğer insanların evlerinde durum nasıldır.
İnsanlara yardım edemiyor olabiliriz.
Hiç değilse, zarar vermeyelim.
Mesela sigara içerek havayı kirletmeyelim.
İnsanlara gülümsemek iyi bir şey..
Hiç değilse somurtmayalım.
Kısacası faydalı değilsek, zaralı olmayalım bari...
İyi bir vatandaş olalım.
Çalıştığımız işimizde özverili olalım.
Askerlik zamanımız geldiğinde, hemen vazifemizi yapmaya koşalım.
Çocuksak büyüklerimize saygılı olalım.
Büyüksek küçüklere karşı merhametli olalım.
Tevazu insanı yücaltir.
Herzaman alçakgönüllü ve yardımsever olalım.
Bu yazıyı okuyan arkadasşım, sana sesleniyorum.
Yorum yaz.
Önerilerin bence çok kıymetlidir.
Bu ülke insanlarının barış içinde, huzurlu, mutlu, zengin ve en önemlisi sağlıklı yaşaması için neler yapmalıyız?
Yorumlar herkese ışık olacaktır.
Dışarıda yağan bu kar bembeyaz bir renge bürüdü sokakları..
İçimizdeki kötülükler de aynı böylece silinsin. Bembeyaz bir sayfa açalım.
Sevelim. Sevilelim. Bu ölümlü dünyada birbirimizi üzmeyelim.

21 Şubat 2012 Salı

GÜL BABA





GÜL BABA’NIN CENAZE NAMAZI





Günlerden 31 Ağustos 1526 Cuma. İki gün evvel Mohaç Meydan Muharebesi kazanılmış,


Kanuni Sultan Süleyman Han tebrikleri kabul ediyor. Elbette herkes zafer neşesi içindedir.


Kara haber otağ-ı hümayuna bir gülle misali düşer. Akıncı alperenlerinden Gül Baba gaza


meydanında şehid düşmüştür. Kendisi şehid düşmüş de, başı yere düşmemiştir. Elinde


gürzü ve yatağanı ile vuruşurken, bir kafir sillesi ile başı gövdesinden ayrılmıştır. Ve o aziz


kahramana layık efsaneler de o anda destanlaşmaya başlamıştır.





Rivayet edilir ki, Gül Baba başsız gövdesiyle atından inmiş, kesik başını koltuğunun altına


almış ve etrafını saran Haçlı askerlerini defettikten sonra Mohaç ovasını velveleye veren


Kelime-i Şehadet getirdikten sonra şehadet mertebesine erişmiştir. Koca Kanuni’nin zafer


neşesi bir anda kaybolur. Tebrikler kesilir ve cenaze namazı hazırlık larına başlanır.


Gül Baba’nın tabutu getirilir ve eşi görülmemiş bir kalabalıkla cenaze namazı kılınır.


Çünkü bu zat, bütün askerin sevdiği ve hürmet ettiği, hoş sözlü, nüktedan, fakat her sözü


hikmetlerle dolu gönül ehli bir derviş-gazi idi.





İmam, Osmanlı tarihinin en büyük alimlerin den


Ebussuud efendi idi. En ön safta cihan padişahı Kanuni, yanında vezirler, beylerbeyleri,


paşalar, akıncı beyleri ve 200.000 kişilik Osmanlı ordusu. Bu hadiseye şahid olan Macar


tarihçisi Zuzef Tökeli anlatır ki, namaz sonuna kadar koca Mohaç ovasında tek bir ses


duyulmamıştır. Hatta, erdodaki sipahi küheylanları ve toplara koşulmuş olan mandalar bile


başlarını önlerine eğmiş, kişnemek ve böğürmek ne demek, yerlerinden bile kıpırdamamışlardır.





170 sene sonra, Budin Avusturya ordusunun eline geçer. 1699’da yapılan Karlofça Andlaşması ile


artık Macaristan bir Avusturya eyaletidir. Düşman Budapeşte’yi zaptedince ilk işi, camileri ve


türbeleri yıkmak olmuştur. Gerçekten de bugün Budapeşte’de tek bir Osmanlı camisi ve türbesi


kalmamıştır, bir tanesi hariç; Gül Baba’nın türbesi. Ne kadar uğraşırlarsa da bu türbeye bir türlü


dokunamazlar. Sanki görünmez bir kuvvet bu türbeyi koruyor, yıkmaya gelenler ya çarpılıyorlar,


ya da deliriyorlar. Bunu gördükten sonra kimse buraya dokunmaya cesaret edemez ve


türbe günümüze kadar sapasağlam gelir.























__._,_.___












*********************



iNSANLIGI KARANLIKTAN

CIKARIRSIN BiiZNiLLAH

KARANLIGI AYDINLATAN

GÜNESSiN YA RESULALLAH.



SENi SEVEN BiZE YARDIR

SENSiZ BiZE DÜNYA DARDIR

HER SEY SENiN iCiN VARDIR

NiMETSiN YA RESULALLAH.





UYDUK HAiN NEFSiMiZE

BAK GÜNAHKAR HALiMiZE

SEFAAT ET YARIN BiZE

ÜMiDSiN YA RESULALLAH.



**********************


26 Temmuz 2011 Salı

7 Eylül 2010 Salı

İSTANBUL'U ANLATMAK




İstanbul'u Anlatmak

Gemlik’ten uzak yaşayanlar gurbet acısını bilir.Şirin ilçemizde yaşayanlar ise bizleri merak eder. Size ilk ayrılış günlerimi yazarak satırlarıma başlıyorum. Bu koca şehre taşı toprağı altın diye gelenlerden biri de benim. Şimdi Gemlik’te berberlik yapan amcamın berber dükkanına geldim.
” -Hoşgeldin Hasan.”
“-Hoşbulduk..”amcam bir müşterisini traş ediyordu. Babamı sordu. Diğer akrabaları sordu.
O çok memnun olmuştu. Ben de ise bir tedirginlik vardı. Yalova’ya kadar otobüsle, sonra Kartal’a arabalı vapurla ,Kartal’dan trenle Feneryolu’na gelmiştim. O yıllarda trafik derdi yoktu. İstanbulda bazı semtlerde tramvay bile vardı. Nüfus ise Bursa’mızın bugünkü sayısı kadardı.Amcam Cahit Feneryolu semtinin en meşhur berberiydi. Feneryolu şimdi bile yeşeren ağaçları ile eşsiz bir semttir. Burada İstanbul’un elit insanları oturur. -Yolculuğum çok iyi geçti, -
“-Cahit “dedim. Amcam benden küçüktür. İş aradığımı söyledim. Amcam önce bana, sonra traş ettiği şahısa manalı manalı baktı. Müşterisi bana doğru döndü.
” -Gemlik’li sen sahiden o güzelim ilçeyi bırakıp burada çalışmak mı istiyorsun?” dedi. Karşımdaki şahıs bana yardım etmek için adeta çırpınıyordu. Ne bilirdim? İstanbul’un böyle kalabalık, vurdumduymaz, hele hele her türlü kanunsuzluğun olduğu bir büyük köy olacağını… O beyefendi belki de bugünü görmüştü. İnsanoğlu çok kere elindeki güzeli kaybetmeden tanıyamıyor. Fakat babamın en küçük kardeşi amcam her bayram bize geldiğinde İstanbul’u anlata anlata bize sevdirmişti. Şu an yine aynı sevgi var. İstanbul sokaklarıyla, tarihi ve tabii güzellikleriyle, bilge insanlarıyla, asırlardan bakan manzarasıyla hala sevilir,severiz.
“-Evet efendim bu eşsiz güzellikleri içinde saklayan, bu şehirde yaşamak istiyorum.”
“-Peki pazartesi bu adrese gel.” dedi ve bana cebinden bir kartvizit verdi. Adresi de tarif etti. Kendisi o fabrikanın Personel Müdürüydü.
Emekli oluncaya kadar, binlerce işçinin istihdam edildiği, işletmede çalıştım. Şimdi burada kendime ait bir evim var. Erenköy’de oturuyorum. Zaman zaman Gemlik’e geliyorum. Halen berberlik yapan amcamı,nakliye şirketleri olan kardeşlerimi, diğer akraba ve dostlarımı ziyaret ediyorum. Bundan sonraki yazılarımda İstanbul’u anlatmaya çalışacağım. Bu yazılar için bana faydalı olursanız çok sevinirim.

21 Ağustos 2010 Cumartesi

İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ

İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ
8/20/2010 · Kategori: caliskan-olmak , Din



Sevgili arkadaşlarım ve sevgili okuyucularım

Bu yazıyı yazarken çok düşündüm. yazayım mı? Yazmayayım mı? Git gelleri yaşadım.
Az önce bir kardeşimin yorumunu sayfama kaydetmedim. Oysa herzaman ifade özgürlüğünü savunan bir kimseyim. Daha önce hiç böyle birşey yapmamıştım. Yorumun ardında başka maksatlar vardı. Ya da ben öyle anladım. O arkadaşım eğer bu yazıyı okuyor sa şimdi beni çok iyi dinlesin.
Elhamdülillah müslümanım. Elbette Allahu Tealanın emirlerini yapmak en birinci vazifem. Allahu Teala bizden iki şey istiyor önce.
1. ibadet etmek
2.Rızkımızı kazanabilmek için çalışmak..
Sadece birini yapanlar olmamalıyız. Müslüman olmayan milletler çok çalıştıkları için fen de ilerlediler. Onlar da Allahu Tealanın emrini yerine getiriyorlar. Netice olarak bu dünyada hem çok zengin, hem de çok rahat yaşıyorlar. Biz müslümanlar onlardan daha çok çalışmadıkça bu dünyada sıkıntı çekmeye mahkumuz.
Burada hemen belirteyim. Dini meselelerde bu yazdıklarım bir delil olamaz. Delil arayanlar, Allahu Tealanın Kitabı Kuran-ı Kerim'e, peygamberimiz Hazreti Muhammedin hadislerine,büyük alimlere ve o alimlerin yazdığı ilmihal kitaplarına bakmalıdırlar.
Yukarıda elhamdülillah müslümanım diye şükrettim. Türkiye'de yaşadığım için de yine şükrediyorum. Hakiki müslümanlık ülkemizdedir. Çünkü bizim milletimiz Kuran'da adı geçen müjdelenen bir ulustur.
Gündemde GAZZE katliamı var. Müslüman kardeşlerimiz hatta çoluk çocuk yok ediliyor. Üstelik bu terörü estirenler asırlar boyu dünya milletleri tarafından hor görülmüş YAHUDİ'ler. Almanlar tarafından işkencelerle soykırıma uğrayanlar da onlardır.Onları ta! İspanya'dan yok olma mücadelesi verirlerken alıp İstanbul'a getirenler atalarımızdır. Bizim atalarımız hep mazluma yardım etmişlerdir. Bu sebeble mağlup olmak üzereyken TALAS'ta Araplara yardım ettiler.Savaştan sonra O zamanki müslüman Araplarla sohbet ettiler. Hemen orada Kuran hükümlerini kabul edip müslüman oldular. Atalarımız iman sahibi olduktan sonra, İslamiyet bütün dünyaya yayılmıştır. Hiçbirzaman zor kullanmadılar.
İstanbul fethedildikten sonra bile herkes dini inançlarında serbest bırakılmıştır. O tarihe kadar hor görülen ERMENİLER'e bizzat Padişahımız yardımcı olmuş. Onların Patrikhane açmalarına önayak olmuştur. Zamanımıza kadar devam eden Ermeni Patrikhanesi, İstanbul'un fethinden sonra açılmıştır.
İslamiyet sevgi ve barış dinidir. Kimseye zorla birşey kabul ettirilmez. Sadece iyi örnek olmak lazımdır. Bizi görenler, bizi severken aslında inancımıza da bakarlar. Tüm insanlara karşı güleryüzlü olmalıyız. Peşin hükümlü olmamalıyız. Bugün biz müslümanız, yarın ne olacak.Cennet kimse için garanti değildir. Kimseye karşı nefret duygusu beslememeliyiz...
Belki o nefret ettiğimiz son nefeste iman üzere canını verecek. Biz ise son nefeste imansız gidebileceğiz. Hiçbir şeyin garantisi yoktur. Allahu Teala, kibirli, gururlu hep ben, ille de benim dediğim diyenleri hiç sevmez. Böyle kafası dik duranları mutlaka cazalandırır. Kul boynu bükük olacaktır. İnsanları ALLAH-U TEALA yarattı diye hoş görecektir. Bir atalar sözümüz var.İyilerle geçinmek herkesin işi, kötülerle geçinmek er kişi işidir. Özetle söylüyorum:
Gerçek Müslüman er kişidir.

15 Ağustos 2010 Pazar

Özlenen İnsan Olmak.

İnsanlar hasretimizi çekmeli.
Zaten hasreti çekilene
iyi insan denir.
Herkes,ah bir görsek,
bir dinlesek demeliler.
Böyle olursak anlatmaya lüzum yok.
İnsanlar anlar.
Herkes iyiyi kötüyü fark eder.
Ve yeniden dünya
insanca yaşamağa değer olur.
Bu gök kubbede yaşayanlar,
içlerinde namussuzluğu barındırmazlar. Bilirler ki herkes iyidir.
Bizi daima rahatlatan bir söz var.
-"İyiler daima kazanır."
Bilgi bakımından,
dünyanın en önde geleni olsanız. Davranışlarınız, sözleriniz
ve insanlara bakışınız iyi değilse,
sizi kimse dinlemez.
faziletler en güzel kelamlar
ilimler sizde olsa,
hâliniz bozuksa
insanlara zarar verirsiniz.
Hatta kendinize de
en büyük kötülüğü edersiniz.
Evvela iğneyi kendimize batıralım.
İyi bir insan olmaya,
insanları sevmeye
ve hatta sevilmeye çalışalım.
Kendi çıkarlarımıza ters gelse de
doğru bildiklerimizi söylemekten
ve yapmaktan çekinmeyelim.
İnsanlar sevsin diye değil,
doğru bildiklerimizi yapalım.
Görünüşte bize düşman bile olsalar,
dosdoğru adamlara yardım etmesek bile,
onların söylediklerine
ve yaptıklarına engel olmayalım..
Bilge insan olmak istiyorsan, en önce kızdıklarına sabret. Onları bir dinle.
Bunları yaptığında, seni seven,
seni dinlemek için uzaklardan gelen,
seni özleyen
ve sana değer veren milyonları duyacak, dinleyecek ve göreceksin.
İşte o zaman bu dünya daha tatlı,
daha yaşanılır,
daha da güzel olacaktır.
Mutlu günler uzak değil.
Bu yazıyı okuyan herkes, benzerini yazıp yayınlayabilir.
Önce yazarız.
Sonra yazdıklarımızı uygularız.
Geriye baktığımızda
şöyle bir resim görürüz.
( stadlarda rakip takımın taraftarları
yan yana ve kolkola maç seyrediyor.
Bir takımın futbolcusu gol attığında onuntaraftarı daha az seviniyor.
Çünki arkadaşı o an üzüntülü.
Saha içinde
futbolcular jentilmenlik yarışında oluyor. Birbirlerine kasti faul yapmıyorlar.
Çünki biliyorlar ki
arkadaşı da kendisi gibi
bu işten ekmek yiyecek.
Ağır sakatlık olmasın,
diye titiz oluyorlar.
Gol atan da fazla bir taşkınlık yapmıyor. Çünki kendi taraftarı,
rakip takımın taraftarı ile arkadaş.
Hele Millet Meclisini düşünün bütün parti liderleri, bu devleti nasıl daha ileriye götürürüz diye çırpınıyor.
Şöyle diyor, diğer partili yöneticiye:
-"Evet yaptıklarını destekliyorum."
-Ya da desteklemiyorum.
- Fakat şunu şu şekilde yaparsan
daha da kolay ve çabuk netice alırsın.
Karşısındaki de nazikçe:
-Sen bildiklerini söyle kardeşim.
Önerilerinin içinde doğru olanlar varsa, onları uygularım.
Hatta millete bu önerilerin sahibi,
falanca diye de söylerim.
Diyebilmelidir.
Burada daha yazacak çok şey var.
Yeter ki iyilik yarışına girelim.
Birbirimizi tutkuyla sevelim.
Birbirimizin hasretini çekelim.
En önemlisi de:
Özlenen, hasreti çekilen
insan olalım.